Ana sayfa » Günlük » Expat Hayat : Başlangıç

Expat Hayat : Başlangıç

– Tahmini okuma süresi 17 dakikadır.

– Yazıya başlamadan yazıyı okurken hafiften arkada çalsın diyenleriniz için:

Open in Spotify

Gréolières özellikle kayak mevsiminde ha-ri-ka!

Bir süre önce uzun yıllarımı geçirdiğim İstanbul’dan ayrılıp Fransa’ya yerleştiğimden Merhaba yazımda bahsetmiştim. Niyet edip kararı vermek, hazırlık yapmak, taşınmak ve oradaki hayatı kapatmak… Bunlar ayrı ayrı düşünsek de, toplama bakarak değerlendirsek de oldukça yorucu bazen korkutucu ama bir o kadar da heyecan verici süreçler. Hayat başa çıkması için insanın karşısına envaiçeşit durum çıkarıyor, expat hayat ise insanın bunları hayatına açıkça çağırması oluyor. Henüz yolun çok başı, bu kadar çok yenilikle bir anda baş başa kalmanın, onlara alışmanın olumlu ve olumsuz yanları elbette var. Motivasyonsuz gün geçer mi yahu. Ben moralimi olabildiğince yüksek tutacak şekilde hayatımı şekillendirmeye çalışıyorum. Gün ne kadar verimli geçerse atacağım diğer adımlar bir o kadar destekli oluyor. Önceki tecrübeleri yok saymak olmaz tabii.

Yeni yıl öncesi her yer ışıl ışıl, Mouans-Sartoux Noel marketten.

Geldiğimden bu yana eşin dostun expat hayat hakkında sıkça sorduğu sorulardan yola çıkarak bir derleme yaptım ve yılbaşından önceki 6 haftamı kapsayacak şekilde hissettiklerimi ve karşılaştığım durumları bir araya getirdim. Yine bu sorulara vereceğim cevaplar bundan bir sene sonra çok büyük olasılıkla ciddi farklar gösterecek. Daha sonraki düşüncelerimle yeniden cevaplayabilirim soruları hiç belli olmaz. Aynı zamanda benim durumumda olanlarınız ve Fransa’da expat hayat nasıl merak edenleriniz için fikirlerimi paylaşmaktan da mutluluk duyuyorum. Ne ilkim ne de son olacağım, benim durumumda olan kim bilir kaç kişi vardır. Zorluklar her daim hayatımızın parçası ama yola çıkmadan, o serüvene girişmeden hani çok kullanılan tabiriyle konfor alanımızın dışına çıkmadan gerçek kendimizi tanımamız pek olası değil. Bu da bana mini moral takviyesi.

Menton yaşadığımız şehre çok yakın yerlerden minicik enfes bir yer. Aslında limonu ile ünlü ama Côte d’Azur’da zeytin de bol.

Yazar uyarısı: Genel bir yazı olduğundan çok uzun oldu, önce iki bölüm halinde yayınlamayı düşündüm ancak içime sinmedi. Nihayetinde uzun gelirse molalı okumanızda fayda olabilir. Seçtiğim müzikle gözleri kapatıp kendinizi Monte Carlo’da bir James Bond filmi içinde de bulabilirsiniz. Haydi başlayalım.

Fransa’da yaşam nasıl?

Fransa deyince ilk bakışta bambaşka bir kültür, tamamen farklı bir dil ve anlayış olması düşüncesi ağır basıyor herkeste. Hakikaten de öyle. Gelmeye niyet edenleriniz varsa; Fransızca öğrenmeye başlamış olmak hayatta kalmanızı sağlayacak en büyük yardımcınız. Düşünün ki ekmek almayı bile sıfırdan öğreniyorsunuz. Ancak Fransa’da yaşamı nitelemek için en başta gelecek iki sıfat sakin ve huzurlu olurdu sanırım. Burada çalışma saatleri, özellikle Türkiye düşünüldüğünde oldukça kısa. Kendine ayırdığın molalar, dinlenme zamanları, tatiller ise uzun ve daha da uzun. İşler her yerde yürüyor, tamamlanıyor, yenileri başlatılıyor ama olabildiğine yavaşlatılmış bir hızla. Geldiğimde evimizin çok yakınında bir kaldırım taşı dizme çalışması vardı, bildiğiniz kiremit rengi dikdörtgen prizma taşlar tek tek elle diziliyor. Ben 4 haftamı bitirmiştim, iki işçi o kaldırım çalışmasını sürdürüyordu. Benim için çok garip, yahu 2 bilemedin 3 günde biter diyorum ama yanlarından gelip geçtikçe ne kadar ince iş yaptıklarını gözlemleme fırsatım oldu. Aklınıza gelebilecek her iş bu şekilde; prosedürler belli ve herkes buna uyarak işlerini yürütüp tamamlıyor. Bürokrasi dediğimiz varlığın mimarı Fransızların kendisi oluyor bildiğiniz üzere. Tam da bu haliyle her ayrıntı incelenmeli, her doküman tam olmalı aksi halde ilerleme kaydetme şansınız hiç bir yolla olmaz, olamaz. İşte o bürokrasi özetle yavaşlığın temel sebebi. Bu durum devlet dairesi ile iş yaptığınızda da, bir firmaya e-posta atıp talepte bulunduğunuzda da değişmiyor, hadi firma biraz daha hızlı dönüş yapıyor diyelim. Her şey kurallara bağlı ve bu kuralların yazılı olduğu kanunları da Fransızların büyük çoğunluğu anlamıyor, muhtemelen karmaşık olması dolayısıyla çok da anlamaya çalışmıyorlar. Dolayısıyla bilen kişi ne diyorsa o şekilde yapılıyor. Benim son 4 yılım mevzuat okuyup kuralları oluşturmak ve bunların uygulanmasını sağlamakla geçtiği için bana oldukça garip gelen bir durum. Yine de bir işiniz olmuş ve bitmişse tam olmuş demektir, geçmiş olsun.

Mouans-Sartoux Şatosu’nun bahçesinden.

Hayatın akışını bu olgu ile düşündüğünüzde alışması pek zor gelmiyor. Mesela daha buralara gelmeden tanışmıştım bu durumla. İstanbul’da konsolosluğa aile cüzdanı başvurumuzu yaptığımızda gelmesi 4-6 hafta sürer dedikleri cevap için 10 hafta beklemiş, hatta 8. haftada dayanamayıp konsolosluğu basmıştık. Şaka bir yana kendimizi göstermeseydik bekleme süremiz belki 10 haftayı da geçebilirdi. Ama hemen ardından vize için başvurumu yaptığımda aynı konsolosluktan 5 günde davet gelmişti. Gönül alma mı diyeyim bilmiyorum:) , sabır sabır sabır hikayemi bu yazımdan okuyabilirsiniz. Belki de taşınmadan önce Türkiye’dekinden beter bu bürokrasi ile tanışmış olduğumdan beni pek şaşırtmıyor.

Mouans-Sartoux Şatosu

Başka bir açıdan değerlendireyim; burada popülasyon oranı düşük olmasına rağmen onlarca etkinlik yapılıyor. Yani etkinliklerin yoğunlaştığı yerler kalabalık merkezi şehirler olsa da çok küçük kasabalarda bile alakalı alakasız, mutlaka bir etkinlik yapılıyor. Kitap, müzik festivali, noel market çok klasik örnekler. Bunların dışında zeytinyağı değirmeni tanıtım hafta sonu yapıldı mesela. Biz Côte d’Azur bölgesinde oturuyoruz, buralar bizim Akdeniz gibi bolca zeytin ve narenciye ağaçlarıyla dolu. Herkesin bir zeytinliği var sanki. Bu durumun getirisi olarak bölgede bir sürü zeytinyağı değirmeni çalıştırılıyor, aralarında tarihi olanlar bile var. Bu şekilde bolca etkinliğin olması buraları tanımayı ve bölgeye alışmayı kolaylaştırırken, bana da bolca keşif imkanı sunuyor. Hem lokal gibi yaşama şansım var hem de turist merakımı giderecek fırsatım çok bunlar adaptasyon sürecinde ciddi anlamda faydalı oluyor.

Yarın gece yapılacak (20.01.2018) Kütüphanede Bir Gece isminde bir etkinliğe ait afiş.

 

Grasse yakınlarında bir zeytinyağı değirmenindeyiz. Sainte-Anne 1706’dan bu yana çalıştırılıyor. Bu yeni yapılan kısımdan.

Yaşamak için ne yapıyorum?

Öncelikle henüz çalışmaya başlamadım, bir gelirim bulunmuyor, dolayısıyla tasarruf her daim var. Ancak taşınmadan önce çalışmalarına başladığım bir projem var onun üzerinde çalışmaya devam ediyorum. Biraz hobi sınıfında şu an ama birkaç arkadaşımın mesleğimle veya çeviri ile ilgili dönüşleri oldu onlara destek verdim, ilerleyen zamanlarda uzaktan da çalışabilirim belli olmaz. Aynı zamanda iş arıyorum, şansım olursa hizmet sektöründe yarı zamanlı bir iş bakıyorum, gönüllü yapmış olduğum işler dışında hiç şansım olmamıştı, bu sebeple başlangıç olarak deneyimlemek ve görmek istiyorum. Türkiye’de çevre mühendisi diploman varken (herhangi bir seviye olarak değil yanlış anlaşılmasın, sadece alakalı olmayan bir sektör olduğu için belirtiyorum) bir kitapçıya başvurduğunda öncelikle bön bakışlar ardından soranın bile içini dolduramayacağı ancak oldukça sığ “neden burası” sorusu ve maalesef tam zamanlı çalışmanın haftada 45 saat olduğu ülkede yarı zamanlı çalışma anlayışının 35 saat olması ile başlayan sömürü halleri. Dikkat! Garip karşılayan mahalle baskısından hiç bahsetmedim bile, o baskıya açıkça meydan okumak içinizden gelmeli, ayrı bir yazı konusu. Şu an burada bir kitapçıya çalışmak için başvuru yapsam, düşünecekleri kriter ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığım oluyor. Yeterli ve yerinde bir endişe. Ayrıca Fransa olması dolayısıyla ek bir döngü çıkıyor karşıma: dil olmadan iş bulma zorluğuna karşın, çalışmanın dil öğrenimime yapacağı muazzam katkı. Fransızca öğrenmeye taşınmadan önce kendi başıma başladım, yeni şeyler öğrenme konusunda bitmeyen merakım bu konuda da beni çok olumlu etkiliyor. Henüz profesyonel bir destek almış değilim ama A1 seviyeyi tamamlamaya oldukça yakın olduğumu geçtiğimiz günlerde göçmen bürosunda girdiğim sınavda tescillemiş olduk, benim için büyük başarı. Önümüzdeki ay kursa başlıyorum. Öğrenecek koca bir okyanus var ve kendimi ifade edebilecek duruma gelmem için de biliyorum ki sosyal hayata dahil olmak yani çalışmak en güzel yardımcı. Diploma denklik vb. işlemlerden önümüzdeki aylarda bahsedeceğim.

Gourdon tepelerde minicik, tarihi bir kasaba.

Bir günüm nasıl geçiyor?

Genellikle önceden planlama yapıyorum kabaca nereye uğrayacağım ne yapacağım belli oluyor, ajanda tutma alışkanlığına devam yani, hiç boş geçirdiğim günüm olmuyor. Öncelikli işim fransızca öğrenmek; aralıksız hergün mutlaka ders çalışıyorum. Daha yolun başında olunca marketten aldığımız acı sosun ambalajını bile didik didik okuyorum ne diyor, ne demek istiyor ondan da hiç boş zamanım kalmıyor olabilir, sesli güldüm kendime. Haftada iki gün pazar kuruluyor, pazar öğlene kadar duruyor saat 2’de bir bakıyorusunuz herkes kaçmış, meydanda yeller esiyor. O yüzden sabahtan halletmek mecburi. Buralarda ingilizce bilen pek yok, bense ilk zamanlar bildiğim sayılar ve kelimelerle alış veriş yapıyordum. Yalnız şapşiklikte üzerime yok; bir kelime her sayı ile aynı okunmayabiliyor, yumurta bunlardan biri. Ben pazarda 6 yumurta isterken “sisöf” diyordum meğer “sisö” sesi çıkıyor olmalıymış ağzımdan vay arkadaş çoğul oldu mu artırıyoruz ya da olduğu gibi bırakıyoruz bildiğim diğer dillerde ama bunlar öyle değilmiş. Neyse ki halden anlayan insanlar 6 yumurtamı pıt diye veriyorlardı. Şimdi öğrendim de en azından o kısmı tam söylüyorum. Yine de insanların ingilizce bilmedikleri için üzgün olduklarını belirtmeleri oldukça nazik bir davranış.

Pazardan zeytin tezgahı, normal, kırık, turşu, soslu ne ararsanız var.

Bu arada para ile de bir süre başım beladaydı, “fransızca 1’den 100’e kadar sayılar” yazarak aratırsanız beni bir nebze anlayabilirsiniz. 6,79 diyor mesela ben ne anlıyorum sadece 6, o halde 7 veriyorum ki üstü neyse hallolsun. Burada 1 cent(sent) bizdeki 1 kuruş diyelim (kur farkıydı çarpanıydı girmiyorum o işlere). 1 centin değeri var, bu da bir başka mutluluk kaynağım. 6,79 ödeyeceksen nakit parayla tam da o kadar ödeyebiliyorsun, kimse garip karşılamıyor. 19,99 gibi kandırmacalı fiyatlar burada da var tabii ama 1 cent çıkarıp para üstü veriyorlar mesela markette, kafede falan. Bu arada göz alışmamışken madeni paralar karışıyordu, bir ara oturduğum yerde para alıp verme alıştırması da yapıp öyle çözümledim.

Güneşli günlerde bilgisayarı yanıma alıp kütüphane dışında da çalıştığım oluyor. Gürültü yok, bu soke gibi yancılar var:)

Geldikten birkaç hafta sonra ev yerleştirme işleri bitti ben kendimi sokağa ancak attım. Kütüphaneyi keşfetmem benim için muazzam mutluluk. Cumartesi dahil haftada 5 gün açık ben hafta içi 4 gün gidip ders çalışma, araştırma ve yazma işlerimi oradan yürütüyorum. Küçük bir kütüphane, sessiz olma kültürü tam anlamıyla var diyemeyiz yine de insanların sık ziyaret ediyor oluşu hoşuma gidiyor. Termosumda da boğazımın durumuna göre sıcak çayım, kahvem oldu mu oh lala! Bir de çocuklar için ayrı bir bölüm var oyunlar oynayıp kitap okuyabiliyorlar ya da daha küçük yaş grubu yetişkin birinin refakatinde zaman geçirebiliyor. En uçta bir masa keşfettim genellikle açılışından gittiğim için hep boş bulup o masada oturuyorum. Kocaman cephe cam olduğu için harikulade yeşillik manzaramla baş başa çalışabiliyorum.

Kütüphanede çocuk bölümü.

Bir de geldiğim haftadan bu yana salı günleri havuz günüm mümkün olduğu kadar düzenli gitmeye çalışıyorum. Yukarıda bahsettiğim gibi insanların molaları uzun. Öğle arası 2 saat mola verebiliyorsunuz ve insanlar bu molayı sporla değerlendiriyorlar; bisiklet sürme, koşu o saatlere denk geldiyseniz yollarda bir sürü insan görüyorsunuz. Aynı zamanda yüzmeye gittiğimde de denk geliyorum millete. Bunun dışında bahsetmiş olduğum etkinliklere gidiyoruz, hafta sonları yakınlarda bulunan onlarca kasaba şehir ne varsa artık ziyaret ediyoruz. Bu bölgede enfes yerler var önümüzdeki yazılarda buralardan da söz edeceğim.

Sainte-Anne zeytinyağı değirmeni ziyaretinden, bu kez yancı benim.

Arkadaş edinmek zor mu?

Bunu sevdiceğimden başka kimseyi tanımadığım bu şehirde ilk 5-6 hafta için çevre edinmek, tanış olmak olarak değerlendireceğim. Bizim şehir biraz minnoş olduğundan olabilir sokakta yürürken insanlar birbirine vazgeçmeden bonjour diyor, anlayacağınız apartmanda günaydınımı almayan komşumdan hesap soran ben için adeta cennet. Arkadaşlık denmez ancak bu, insanların birlikte yaşadıklarını ve birbirlerinin varlığını kabul ettiklerini gösterir ki barışık hayatların bir göstergesidir, ne mutlu.

Mouans-Sartoux sokaklarından

Buraya gelir gelmez Meetup üzerinden bir arama tarama yaptım, özellikle Nice’te büyük bir expat yoğunluğu var ve oldukça aktifler. Her hafta en az bir buluşma var. Bu da benim için aktivite demek. Gittiğimizde 7-8 kişiydik Avrupa’dan tutun Uzak Doğu ülkelerine kadar herkes ayrı bir millettendi. En çok Kanada’dan üniversitede tiyatro eğitimi almak için gelene hayran oldum:) Böyle böyle çevreyi büyütüyorsunuz ama tabii buluşmalarda ağırlıklı ingilizce konuşulması ve benim şu an kendimi fransızcaya gömmüş olmam dolayısıyla sürekli gitmiyorum. Fransızca için tamam dedikten sonra yeniden başlamayı planlıyorum. Meetup nedir diyenleriniz olabilir, bu bir buluşma platformu uygulaması telefonunuza indirebilir veya bilgisayarınızdan web üzerinden ulaşabilirsiniz. Siz de Meetupla dünyanının her yerinde herhangi zaman veya konu hakkında düzenlenen buluşmalardan haberdar olabilir, onlara katılabilirsiniz.

Minnak ponyler hafta sonu etkinliğinde.

Expatların dışında, Fransız insanlarla bir arada olmamı sağlayan, yukarıda bahsettiğim haftalık yüzme aktivitem var. Havuzda ister istemez küçük sohbetler oluyor ilk zamanlar tek kelimesini anlamasam da ısrarla dinliyordum, şimdi ucundan kıyısından yakalıyorum ama hala ingilizce sohbet etmeye devam ediyorum. Bir de pazarda sürekli gittiğim iki tezgah var sahipleri çok kibar insanlar. Artık alıştılar beni tanıyorlar. Hadi onları da çevreden sayayım :))) Özetle çevre edinmek zor değil, bir aktivite veya etkinliğe katıldığınız zaman yavaş yavaş alışıyorsunuz birbirinize. Arkadaş edindim demem için ise biraz daha vaktim var. Ama görüldüğü üzere sokeler (sokak kedisi) daimi yol arkadaşlarım.

Burası bir komünitenin yürüttüğü paylaşımlı beslenme projesinden. İhtiyaç sahiplerinin alabilmesi için yetiştirilen yeşillikler. Şehirde birkaç noktada rastladım. Mouans-Sartoux’dan detaylı bahsettiğim bir yazımdan paylaşımlı beslenmeyi de mutlaka paylaşacağım.

Yalnızca beslenme için değil sokaklardaki bitkiler. Bizim oturduğumuz sokak böyle rengarenk bu fotoğraf ekim sonundan. Herkes kapısının önünde irili ufaklı enfes çiçekler yetiştiriyor, neyse ki kimseler zarar vermiyor. Nasıl hoşuma gidiyor anlatamam.

Fransa’da yaşamanın en zor yanı nedir?

Kokular. Bir peynir ne kadar kötü kokuyorsa o kadar iyidir diye bir laf var. Offff gerçekten bayıltıcı kokular var ve üzülüyorum ama o cümleye hak veriyorum da. Camembert veya reblochon peynirleri bunlara örnek olabilir. Yelpaze çok geniş, her bölgenin kendine ait bir peyniri var. Peynir ve etin yaşlandırılması burada olabildiğince yaygın. Zaten o yaşlandırma işlemi dolayısıyla böyle insana aman vermeyen bir kokuya sahipler. Benim için en fena noktası bu kokulara karşı hassasiyetim yüzünden katlanamayıp pencerelere falan koşabiliyor olmam. Hadi evde sıkıntı değil de toplulukla yemek yediğimde oldukça zorlayıcı olabiliyor, acaba şuradan bir pencere açabilir miyiz gibi… millete ayıp da bana da yazık ama.

Peynir tezgahı. Darren Colleshill fotoğrafı.

Yazımı sonuna kadar okuyacak sabrı gösterdiğiniz için teşekkür ederim. Fransa’daki hayatımın başlangıcı, hislerim, alışmaya çalıştıklarım, gariplikler expat hayat özetle bu şekildeydi, hepsi bir araya gelince böyle uzuuun bir hikaye çıktı. Önümüzdeki zamanlarda ayrı ayrı bu konulara değineceğim, bahsettiğim şehirlere dair yazılarım olacak. Konuşacak çok şey var. Paylaşmak istediğiniz her konu için bana ulaşabilirsiniz. Keşfe devam.
Sevgiler,

Mougins mini sanat evleri ve harika restoranlarla dolu yine çok küçük ve tarihi bir şehir. Noël market zamanından bu güzel akşam üzeri.

Cannes’dan St. Tropez’e doğru kıyıdan kıyıdan giderken karnımızın da acıkmasıyla mola verdiğimiz Saint Raphaël kumsalı.

Menton’da labirent gibi birbiri içine girmiş daracık sokaklarda kaybolduğumuz bir günden. Duvardaki objelerin sevimliliğine bayılıyorum.

Son olarak Cannes sahilden Carlton otel manzarasıyla görsellerimi tamamlıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi:

Looking for Something?