Ana sayfa » Günlük » Kartpostal ve Taşıdığı Güzellikler
Kartpostal ve Taşıdığı Güzellikler

Kartpostal ve Taşıdığı Güzellikler

– Tahmini okuma süresi 11 – 12 dakikadır.

– Yazıya başlamadan yazıyı okurken hafiften arkada çalsın diyenleriniz için:

Open in Spotify

Kartpostal o minicik haliyle bile, her gittiği yere kendisiyle birlikte taşıyıp kocaman heyecanlar götürür ve daha da şaşırtıcı olanı alıcısına ulaştığı ilk günden başlayarak her geçen gün o paha biçilemeyecek değerini katlayarak arttırır. Bu değer kağıttan veya üzerindeki baskı fotoğraflardan değil yazıp gönderenine ait bir parçanın orada olmasından dolayı gelir. Evet, kartpostalın bendeki yeri oldukça derin. Bu sebeple her ziyaret ettiğim şehirden mutlaka en kıymetlilerime ve bazen diğer sevdiklerime kartpostal atarım. Kulağa ne kadar basit geliyor bir yerlere kartpostal atmak, ne derin mevzuymuş arkadaş diyebilirsiniz yazımı okurken, demedi demeyin sonra. Kartpostala yüklenen kıymet ancak sizin vereceğiniz kadar olur. Yıllar sonra bile açıp bakılacak hatıralar, belki gözlerden yaş getirecek, belki kahkahayla sizi ve anıları hatırlatacak basit ama en güzel hediyedir birine gönderdiğiniz kartpostal.

Ah unutmadan, yazımın sonunda biri koccaman biri çok minnoş iki kartpostal projesinden bahsedeceğim. Son paragraftan ve yazı bitimindeki galeriden ulaşabilirsiniz.

Santa Margherita Ligure’dan kartlarımızı atarken.

Hani bizde adettendir, gidince uzak şehirlere oradan eşe dosta hatıra olsun diye hediyeler getiririz. Bunun için bagaja verilecek kilo sınırından ve tabii ki bavullar zaten ağzına kadar dolu olduğundan hediye olarak daha ufak taşınabilir objelere yönelinir, hediyeyi alıp evinde yer bulacak, sergileyecek kişinin problemlerini düşünmüyorum bile. Buzdolabına magnet, shot bardağı, kitap ayracı (dikkat ayıraç değil, o başka bir kelime, bu ayraç), anahtarlık için maskot, hatta özel ilgisi olan bir çift arkadaşım var mesela her ülkeden sırtında oraya özgü bir yazısı veya figürü olan iskambil destesi topluyorlar… Sevdiklerimizi mutlu etmek, mini bir hatıra bırakmak için bunlar güzel tercihler elbette, ama benim amacım sadece o şehri hatırlatmak değil ki, içinde benden de somut bir katkı olmasını isterim. İşte bu, ağırlık ve yer kaplama mevzusunun dışında daha büyük ilham kaynağım buydu, elle tutulur gözle görülür bir hatıra bırakmak. Gerek tatil olsun, gerekse işim dolayısıyla bolca geziyordum, iş bitti hala geziyorum. Kartpostal doldurup gönderme maceralarım bu gezilerimden birinde, devasa bir hediyelik eşya dükkanında bir de zaman kısıtı endişesiyle acele edip onu mu alsam bunu mu alsam hissiyatıyla kaybolmuşken üstüme devrilesi gelen kartpostallarla başladı. Bu garip sahneden kazasız, kavgasız kurtulmakla kalmadım bana da büyük coşku duyduğum bir alışkanlık bırakmış oldu. Sonrasında İstanbul dışına çıktığım her gezide kart atmaya başladım. Sabit adreslerim var; ablam, annem ve babam ve canım sevgilim eşim, o tatile birlikte gitmiş bile olsak onlara mutlaka atarım, bunlar basit ama tahmin edemeyeceğiniz kadar etkili anılar. Bu üç adres dışında sürpriz yapmak istediğim arkadaşlar, bazen doğum gününe seyahatimin denk geldiği arkadaşlar, hatta ara sıra “aaa ben de istiyorum” siparişleri üzerine adresini veren başka başka arkadaşlarımın adresleri ekleniyor listeme.

Portofino’nun enn en uç noktasında bir deniz feneri var (Faro di Portofino), bu deniz fenerine kadar yürüyüp gelenler için de uçurumun kenarında minik harika bir bar yapmışlar. Muhteşem manzaraya karşı, pek yerel olmasa da, zencefilli mojitomuzu yudumlarken yazmıştık bu yavruları. Sonra Santa Margherita Ligure teknemizi kaçıracağız endişesiyle bekletip oradan verdik postaya.

Benimle seyahat edenler bilirler şehre ayak bastığım an itibariyle kartpostal ve pul arayışım başlar. Zaten adresler dolayısıyla sayılar da belli. Kartpostalda şehrin tarihi ve önemli görülen yerleri sergilenir ama bunların dışında da binlerce tasarım vardır çeşit çeşit, benim tercihim canlı renklilerden yana olur, gittiği yerde göze de güzel görünsün isterim. Seçerken bu sevgilime, bu kızlara… diye ayırdığımda kartpostaldan duyduğum heyecan ufak ufak başlar. Gezilerde dinlenmek için mola verdiğimiz zamanlarda güneşin altında yerel biramı içerken veya yağmurda pek sevimli bir kafede yine lokal tatlara bakarken çıkarırım kalemi ve rengarenk kartlarımı ve başlarım bir bir yazmaya. Kısacık bir merhaba, rotamız nasıl, belki biraz da bulunduğum yerin havasından suyundan bahsedip karalarım içimden geldiğince. Kartpostallarımda genelde boşluk kalmaz, sona bir ufak yer ayrılır onu da pulla doldururum zaten. Sonra o kartlar geri çantaya atılır. Yollarda yürürken mutlaka bir posta kutusuna denk geliyorsunuz. Aslında Türkiye’de de durum böyle ama maalesef o posta kutularına normalde atılmasını beklemeyeceğiniz çöp, sigara izmariti gibi maddeler amaçsızca atılıyor. Bu durum emanetinizi kirletmekle kalmayıp pek de güven vermiyor. Kültür seviyesini tartışmaya açmak istemiyorum, çünkü düşüncesi bile heyecanımı sömürüyor, sadece umutları yitirmemek lazım diye düşünüyorum benim neslimin ebeveynleri, çocuk yetiştirenleri çok daha bilinçli sizlere güveniyorum canlar! Mavi boncukları da dağıttığıma göre konuma devam edebilirim. Bahsetmiş olduğum sebeplerden dolayı Türkiye’de postane içindeki kutuları tercih ediyorum. Yurt dışında ülkemizin batısı ve onun da daha batısını görme şansım oldu, oralarda birkaç sokak değiştirdiniz mi eski yeni bir sürü posta kutusu görürsünüz ve kartpostallarımı bunlardan birine atıveririm. Ayrılık anında heyecan iyice tepeye tırmanıyor, o kartı kutuya bir kere attım mı geri alamayacağım, sahibine ulaşacak mı, tek parça gidecek mi, ne kadar sürede ulaşacak gibi sorular kafamda uçuşur. Gönderinizin her hareketini bir takip numarasıyla izleyebildiğiniz şu zamanda kartpostalı hiç bir yoldan takip edememek hangi tarafından düşünürseniz düşünün adeta sürpriz yumurta veya dertsiz başa dert ama tatlısından. Apartman girişinde veya iş yerindeki kutunuzda/masanızda kim bilir ne zaman nerede karşılaşacaksınız. Bana göre bu da ayrı bir sevimli yanı. Bazen muzurluk yapıp göndereceğim kişilere sana kart attım diye haber veriyorum, üç gün sonra gelmedi nerede kaldı diye sabırsız heyecanları başlıyor. Merak etmeyin en fazla 3 hafta sonra ellerinde oluyor.

Bir kere alıcısına ulaştığında o büyük sevinçle size atılan, fotoğraflı “geldii” haberi veya telefondaki ses tarifsiz tatlı bir his benim için. Benden kalacak güzel bir hatıra, hem bavulumda yer kaplamıyor hem de çok uygun fiyata bensiz de kilometrelerce seyahat edebiliyor. Ben yanlarında değilken bile bana ait bir parça ulaşmış oluyor sevdiklerime. Değer verdiğimi gösteren bir diğer durum da uzaktayken bile seyahatimde vakit ayırıp onlara ellerimle bir sürpriz hazırlamış olma nezaketi olarak düşünülebilir. Bana yapıldığında böyle düşünüyorum en azından. Bunlar ilk an duyguları. Ya sonra, sonra yıllarca sırtında taşıdığı güzelim anılar, süslediği buzdolabı, ayna köşesi vb. yerden her ele alınıp bakıldığında hissettirdiği tatlı, hüzünlü, özlem veya kahkaha dolu hatıralar. Değeri mi, işte bu hiç düşmüyor bilakis zaman geçtikçe yükseliyor. Şimdi biraz Bozacada’ya gidelim. Bozcaada Müzesi’nde gezerken odalardan birinde eski adalılardan bir rum ailenin kişisel eşyaları sergileniyordu. Eşyaların içinde tabak çanaktan tutun da mürekkep hokkasına hatta tıraş bıçağına kadar çeşit çeşit malzeme var ama içlerinde beni en çok etkileyen eski kartpostalların bulunduğu sedefli, aynalı küçük bir ahşap kutu olmuştu. 1920’li tarihlerin yazıldığı kartları görünce nasıl heyecanlandım anlatamam, birinin sevgi dolu selamıyla başlayıp devam ediyordu ve aradan geçen onca yıla rağmen o anıları taşımaktan vazgeçmeden öyle tatlı tatlı duruyordu. Giden olup da o hazineyi görürse bana yazsın lütfen, çok mutlu olurum.

Bir gün denemek isterseniz STS için bu şekilde yazmanız yeterli:) Bulanık kısımlar için özür diliyorum ancak kişiye özel olduklarından paylaşamadım. STS yazısının sağına soluna kalpler atan, şükranlar saydıranlar da var tabii.

 

Peki, attığım kartların hepsi yerine mi ulaştı, hiç mi hayal kırıklığım olmadı? Sabırsızlık düzeyimiz yüksek olduğundan bunca övdüğüm sevdiğim kartpostal serüvenini bu sorulara değinmeden sonlandırmak olmazdı. Bugüne kadar kaç kart attım bilmiyorum ama bu amaçla gönderdiğim kartların tamamı alıcısına ulaştı (evet bir de takip ederim ulaştı mı diye), inanamamıştım STS ile gönderdiklerimiz bile gittiler, ay ben şok. Student to Student tanımının kısaltılmış hali STS oluyor. Fakirin halinden anlayan Avrupalı (ben orada denediğimden eminim) ve rivayete göre çeşitli ülkeler, üzerinde STS yazan pulsuz kartların gönderilmesine engel olmuyor. Bu şekilde öğrenciler birbirlerine pul ücreti ödemeden, bir de promosyon kart kullanırsa hiçbir ücret ödemeden kart atabiliyorlar. STS’yi öğrendiğimden beri denemek istiyordum gerçek mi değil mi, illa ben de deneyimleyeceğim. İşi sağlama alacağız ya hani bu kez kartları çifter aldık. İki ayrı şehir ziyaretimiz vardı birinde STS diğerinde pulla attık kartlarımızı ve ulaştı. Kartları yazıp posta kutusu bulmak için sokaklarda yürüyemediğim (Sofya macerası) veya uçağa giderken uğradığım duty freede aklıma geldiği (koşarak yaptığımız ilk Paris seferim) de oldu. Yakında olan ilk kimse ona kartları atmasını rica ederek teslim ettim ve her iki durumda da yardımsever kişilere denk geldiğimi kartlar ulaştığında anlamış oldum. Duty freedeki durum çok beterdi pul bile yapışmamış kartpostalları yeterinden az fazla euro ile teslim etmiştim. Şu hayatta gerçekten harika insanlar var! Ziyaretlerim dışında, düğünümüz sonrası Fransızlardaki adet dolayısıyla düğünümüze katılan misafirlerimize toplu olarak Üzerinde bizim bir fotoğrafımızın bulunduğu teşekkür kartı attık. Kartları tebrik teşekkür tarifesi dolayısıyla pul yapıştırmadan Atatürk Havalimanındaki postaneye teslim ettim, oradan ücreti alıp ilgili damgayı basarak postalıyorlar. Texas’a bile ulaşan kartlardan İstanbul Levent adresli büyük bir firmada çalışan arkadaşıma gönderdiğim ulaşmadı, nerede takıldığına dair bir fikrim yok artık o da kısmette yokmuş deyip geçtik.

Postcrossing verileri

Yazımı okuyacak sabrı gösterdiğiniz için teşekkür ederim. Size güzel bir projeden bahsedeceğimi belirtmiştim başta. Postcrossing project, türkçe olarak posta değişim projesi diyebiliriz. Proje sistemi oldukça basit; rastgele bir adres talep ediyorsunuz ve birine kart gönderiyorsunuz sonra gönderdiğiniz karta karşılık başka birinden size kart geliyor. Bunları size verilen rastgele adres ve kimlik numarası üzerinden gerçekleştiriyorsunuz. Şu an 713.193 üyeleri var ve 214 ülkede bu proje sürekli olarak devam ediyor. Sayılara bakmak isterseniz bugün mevcut tabloyu paylaşıyorum. Daha detaylı incelemek isterseniz https://www.postcrossing.com/ adresinden projeye ulaşabilir ve ücretsiz olarak projeye katılım sağlayabilirsiniz. Kart atasınız geldiyse ve kart atacak kimseniz yoksa siteye bakmanızda fayda var. Çok uzaklardan, farklı kültürlerden haber almak, dilinizi geliştirmek gibi amaçlar içinse bu proje bir harika.

Sevgiler,

Seçtiğim diğer görseller ve minnoş proje bilgisi de burada.

2 Comments

  1. Tevfik Kurşun
    12 Ocak 2018 / 14:40

    Canım benim,
    Hedefin olduğunu tahmin etmiştim. Biz de seni çok seviyoruz
    Mutlu ol, mutlu kal inşallah

    • Eva
      Yazar
      12 Ocak 2018 / 16:20

      Çok teşekkür ederim,
      Aynı zamanda beni çok mutlu ediyor.
      Sevgiler,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi:

Looking for Something?